Thursday, 14 March 2013

Tavan Arasındaki Buda - by Julie Otsuka


Bir Amerikan rüyası...


Birbirinden genç Japon kadınların büyük bir yanılgıyla başlayan Amerika rüyası çok güçlü bir gözlem ve empati ile yazılmış. Belli ki yoğun bir de araştırma yapılmış. Sanırım bu araştırmanın sonucu olarak da belgesel tadında bir yazım ortaya çıkmış. Karakterlerle düzenlemiş bir hikaye örgüsü olsaydı eminim ki daha çok keyif  alırdım. Bir de arka kapağında kitap hakkındaki herşey yazılmış, kitabın içinde okuyacak bir sürprizi kalmamış. Bu durumda, sürpriz bekleyen edebiyat okuru için eğlenceli bir seçim değil ama Japon kadınlar hakkında araştırma yapıyor olan bir akademisyen için biçilmiş kaftan.

Tuesday, 25 December 2012

The Hobbit - An Unexpected Journey 2012


Great imagination, good sense of humour, beautiful soundtrack...

The plot is formed around the themes: quest, property, community and the use of power. Bilbo starts a journey with the dwarves to retrieve their treasure from Smaug the dragon. Goblins, Wargs, Elves and Gollum join his journey. He is reluctant at first but then he develops psychologically and spiritually during the journey. He becomes willing to get Thorin's treasure back from Smaug. The value of property and community plays a significant role in Bilbo's quest.
 
 
The entire journey is shot beautifully and the costumes are well-chosen. From the director to the assistants who have chosen the costumes, everyone has made a great job. Bravo!
 
Obviously, J. R. R. Tolkien who is a scholar of ancient languages and literatures wrote a beautiful novel. I can't tell how ingenious he is after the movie. The book itself must be marvelous.
 
I'm looking forward to seeing the second movie of the trilogy.

 


Muhteşem hayal gücü, iyi bir espri anlayışı, güzel film müzikleri...

Tüm senaryo macera, mülkiyet, halk olma ve güç konuları etrafında oluşturulmuş. Ana karakter Bilbo, Smaug adlı ejderhadan hazineyi geri almak için cücelerle yolcuğa çıkar. Bu yolculuğa Goblinler, Warglar, Elfler ve Gollum da katılır. Bilbo ilk zamanlarda isteksizdir ama yolculuk süresince psikolojik olarak gelişir ve cücelerin kralı Thorin'in hazinesini Samug'dan almak için istekli hareket etmeye başlar. Mülkiyetin ve vatan sahibi olmanın değeri Bilbo'nun macerasında ve karakterinin gelişmesinde önemli bir rol oynar.

 
Yolculuk çok iyi çekilmiş ve kostümler çok iyi seçilmiş. Dolayısı ile yönetmeninden kıyafet seçen asistanlarına kadar filmin tüm kadrosu güzel iş çıkarmış. Bravo!
 
Açıkça görülüyor ki, eski diller ve edebiyat üzerine çalışmış bir bilim adamı olan J. R. R. Tolkien güzel bir roman yazmış. Ne kadar yaratıcı olduğunu bu filmden sonra ifade etmekte güçlük çekiyorum. Kitabın kendisi muhteşem olmalı.

 
Üçlemenin ikinci filmini sabırsızlıkla bekliyorum.




Mirror Mirror


Misconception of movie trailer...

 
I might have misinterpreted the trailer because I had thought that the scenario was modern and interesting enough for adults to watch and enjoy the movie. It was nice to watch a different version of the fairy tale "Snow White and Seven Dwarves" but boring from time to time. Anyway it must be joyous to watch it for children and teenagers, but not for adults.
 
I must confess that it is a brilliant idea to make the dwarfs taller with the help of the accordion legs.
 

Bir fragman yanılgısı...

 
Ben fragmanı yanlış yorumlamış olabilirim ama sanki film ilk gösterime girerken de sinema programlarında çocuk filmi olduğundan çok fazla bahsedilmemişti. Senaryonun yetişkinlerin de izleyebileceği kadar modern ve ilginç olduğunu düşünmüşüm. Zaman zaman sıkıcı olsa da, "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler" masalının farklı bir şeklini izlemek hoştu. Her neyse, ergenler ve çocuklar için izlemesi çok keyifli olmalı.
 
İtiraf etmeliyim ki; cüceleri akordeon bacaklarla uzatmak zekice bir fikir.

Friday, 23 November 2012

The Hunger Games - 2012

The amusement of the rich and the sorrow of the poor...


Katniss Everdeen voluntarily takes her younger sister's place in the Hunger Games, a televised fight to the death in which two teenagers from each of the twelve Districts of Panem are chosen at random to compete. (taken from www.imdb.com)

My heart hurt while watching how the rich were having fun of the teenagers' pain in the ridiculous game. I haven't read the book, but I believe that the movie and the book should be evaluated separately, anyway. Some pieces of the movie aren't connected and some are missing. Also, it isn't very clear why they start the hunger games and why the districts don't protest it. It sounds like the director and the producers only wanted to show the action part of the movie not the psychological and sociological part. As a natural result of it, it seems like a teenager movie. Still, the subject itself upsets.

Zenginin eğlencesi ve fakirin eziyeti...

 
Panem'in oniki bölgesinden 12-18 yaşlarında bir erkek ve kız rastgele seçilir, televizyon programı şeklinde sunularak ölümüne yarışırlar ve bu yarışın adı açlık oyunlarıdır. Katniss Everdeen açlık oyunlarında kız kardeşinin yerini gönüllü olarak alır. (www.imdb.com)
 
 Ergenlerin bu saçma oyunda çektikleri acıları zenginlerin muhteşem bir zevkle izlemelerini görmek iç acıtıcı. Filmin uyarlandığı kitabı okumadım ama zaten kitabın ve filmin ayrı ayrı değerlendirilmesinden yanayım. Çünkü ikisinin ifade şekilleri apayrı. Filmde bazı parçalar tam birbirine bağlanmamış ve açlık oyunlarının neden başladığı ve neden bölgelerin bu saçma oyuna başkaldırmadıkları net değil. Sanki filmin yönetmeni ve yapımcıları filmin psikolojik ve sosyolojik altyapısını çok önemsemeyip sadece aksiyon kısmını göstermek istemişler. Tabi böyle olunca, film biraz ergen filmi gibi kalmış. Yine de filmin konusunun üzücü olduğunu itiraf etmek zorundayım.

Tuesday, 30 October 2012

Çanakkale Çocukları

Savaş hakkında bir film ama ummuduğun bakış açısı ile değil...


Çanakkale savaşının en acımasız sahnelerinin çok az figüranla ve az bir görselle çekildiğini düşünerek sinema salonuna girmiştim ama benim düşündüğümden çok daha sürreal bir bakışı vardı filmin. Çanakkale savaşının bir kahramanlık öyküsü olmasından çok, savaşta çocuklarını kaybetmek istemeyen bir annenin rüyalarından etkilenmesini ve savaş alanından onları kurtarmasını anlatıyor. Tabi bir bulutun mucizesi ile oluyor bu. En çok sevdiğim replik, komutanın cephede Kasım beye söylediği "Siz savaş çıkarırsınız, biz savaşırız ve biz ölürüz!" idi. Ne kadar da haklı! Bir de duyduğum İngilizce ninni anne olmanın ve çocuk olmanın ne kadar evrensel olduğunu hatırlattı bana. Uzun bir süre içimden bu ninniyi tekrarladım.
 
 
"Hush, little baby, don't say a word,
Papa's gonna buy you a mockingbird.
And if that mockingbird don't sing,
Papa's gonna buy you a diamond ring.
And if that diamond ring turn brass,
Papa's gonna buy you a looking glass.
And if that looking glass gets broke,
Papa's gonna buy you a billy goat.
And if that billy goat don't pull,
Papa's gonna buy you a cart and bull.
And if that cart and bull turn over,
Papa's gonna buy you a dog named Rover.
And if that dog named Rover won't bark.
Papa's gonna to buy you and horse and cart.
And if that horse and cart fall down,
Well you'll still be the sweetest little baby in town."


Wednesday, 29 August 2012

Fetih 1453



Büyük çalışmalar yapılmış bir film ama yine de izlerken "Bir şeyi eksik!" dedirtiyor insana.

 
Kostümler ve mekanlar üzerine iyi çalışılmış, belli ki bir hayli de para harcanmış ama efektler sahnelere seyirciyi tamamen içine alacak ve tam odaklanmış şekilde filmi seyretmesini sağlayacak kadar etkili bir şekilde oturmamış. Bu kadar oyuncuya ve figürana ihtiyaç duyulan filmler çok az yapıldı Türkiye'de. Dolayısıyle, Lord of the Rings veya Harry Potter filmleri gibi güçlü efektler ve film müzikleri yok Fetih 1453'te. Diğer yandan filmin seslendirmesi de filme tam odaklanmanızı engelliyor. Sanki film başka bir dilde çekilmiş de Türkçe seslendirme yapılmış gibi hissediyorsunuz. Oyunculuklardaki öfke gösterilerinde de bir yapmacıklık var, belki bu oyunları yüzünden ile ya da öfke hareketleri efektlerle ya da film müzikleriyle yeterince desteklenmediği içindir. Dikkatimi çeken başka bir nokta ise oyuncular arasında İffet dizisindeki başrol oyuncularından İbrahim Çelikkol' dan başka simaları bilinen başka bir oyuncu olmaması. Belki bu durum yönetmen Faruk Aksoy'un özellikle çok populer oyuncularla iş yapmak istememesinden, ya da çok bilinen oyuncularla çalışıp onlara büyük para vermektense onlar için ayıracağı parayı film için harcamayı istemesinden kaynaklanabilir. Son olarak, senaryoda neden 15. yüzyıldaki Osmanlı Devleti insanları için Romalılar ve diğerleri "Türkler" diye bahsediyor? Belki de bir kere bile "Osmanlı" kelimesini duymadım. 20. yüzyılın başlarındaki Vahidettin dönemi ile ilgili oyunlarda veya filmlerde "Türkler" yanılgısına düşülebilir ama 15. yy'a ait Osmanlı Devleti'ni anlatan bir filmdeki bu yanılgıyı anlamadım. Yine de başarılı bir film olduğunu söylemeliyim.
 
 

It is obvious that they worked very hard for the movie but you can't stop yourself from saying "There's something missing!" while watching it.

 

Costumes and locations were chosen very carefully and it is clear that too much money were spent. However, the special effects aren't good enough to keep the audience completely focused on the movie. There are very few movies having a lot of actors and people having a walking on part. Maybe we could say that we're inexperienced. Therefore, there aren't strong special effects and impressive soundtrack in Fetih 1453 as there are in movies like Lord of the Rings and Harry Potter. Also you feel like watching a foreign movie dubbed into Turkish, which is weird for an original Turkish movie. There is an artificial manner in acting "anger", too. Maybe it is because anger acting isn't strengthened enough by soundtrack and special effects. Another thing taking my attention is the cast. When I first heard that a movie about the conquest was going to be shoot I had thought it would be a star-studded movie. But there is no celebrity other than Ibrahim Celikkol who plays in a TV series called Iffet. Maybe it is because the director Faruk Aksoy didn't want to work with celebrities on purpose not to let the movie be a star-studded one. Or he wanted to keep the money he would pay the celebrities and instead spend it for other expenses of the movie. Finally, why do the Romans and the others talk about the Ottomans in 15th century as "Turks"  I might not  have heard the word "Ottoman" even once throughout the movie. I could understand the a possible misconception of "Turks" in plays of movies for Vahidettin's era in 20th century but not a movie about Ottoman Empire in 15th century. Still I must confess that the movie is a blockbuster.

Monday, 13 August 2012

Katre-i Matem - by Iskender Pala

                                                        [Katre-i Matem - Iskender Pala]
                                                                             

You can't keep your cruosity till the next chapter!


It is a beautifully-written novel in both language wise and character wise. The language isn't simple but fluent, which is my favorite, and all the characters are given shape in a magnificent way with the whole reasons why they are that particular characters. therefore while reading it, you understand how Topac Yeye, Kara Sahin, Hafız Celebi, Bican Efendi, Ibrahim Pasa and III. Ahmet feel inside and why they do so. It is also very piquant the fact that the novel is written from a manuscript purchased from an auction by Iskender Pala although it could be a part of his fiction. It explains the paradox between the people luxuriating in opulence in the palace and the poor ordinary public in the Era of Tulip very well. So that, I wouldn't be surprised if a movie was shot based on the novel a few years later. I also think that it is a gift for us to read novels from someone like Iskender Pala who has a great command of Divan Literature.


Merakınızı bir sonraki bölümü okuyana kadar yenemiyorsunuz!


Hem dili hem de karakterleri açısından güzel yazılmış bir roman bu. Dili kolay değil ama akıcı, ki bu benim sen sevdiğim yazım şeklidir,  ve bütün karakter neden öyle olduklarını gösteren tüm sebepleriyle şekillenmişler. Bu yüzden, kitabı okurken, Topaç Yeye'nin, Kara Şahin'in, Hafız Çelebi'nin, Bican Efendi'nin, Sadrazam İbrahim Paşa'nın ve III. Ahmet'in nasıl hissettiklerini ve neden öyle hissettiklerini çok iyi anlıyorsunuz. Ayrıca İskender Pala'nın bir müzayededen aldığı eski bir el yazmasını hikâyeleştirdiğini bilmek de çok ilginç, her ne kadar bunun yazarın kurgusunun bir parçası olma ihtimali olsa da. Kitap, lale devrinde zevk-ü sefa içinde yaşayan saraylılar ile fakir halk arasındaki paradoks çok iyi ifade edilmiş. Bu yüzden eğer bir kaç yıl sonra Katre-i Matem'in filmi çekilirse şaşırmam. Ayrıca Divan Edebiyatı'na bu kadar hakim bir kişiden, İskender Pala'dan kitaplar okumak bence bizim için bir lütuftur.